Özdeşmek ne demek TDK ?

Ilayda

New member
Forumdaşlara Sıcak Bir Merhaba: Bir Hikâye Paylaşmak İstiyorum

Forumdaşlar, bazen bir kelimeye takılır insan. Sözlükte birkaç satırla anlatılır ama hayatın içinde bambaşka yerlere dokunur. Bugün sizinle böyle bir kelimenin etrafında şekillenen bir hikâye paylaşmak istiyorum. Okurken belki kendinizden bir parça bulursunuz, belki de yorumlarda başka bir pencereden bakarsınız. Çünkü bu hikâye, hepimizin bir noktada yaşadığı ama adını koymakta zorlandığı bir hâli anlatıyor: özdeşmek.

Özdeşmek Ne Demek? TDK’nın Soğuk Tanımı ve Hayatın Sıcak Gerçeği

Türk Dil Kurumu’na göre “özdeşmek”; bir kişiyle, bir durumla ya da bir düşünceyle kendini bir tutmak, onunla aynı duyguları paylaştığını hissetmek anlamına geliyor. Kâğıt üzerinde sade, neredeyse mesafeli bir tanım bu. Oysa hayatın içinde özdeşmek, bazen bir yabancının hikâyesinde gözlerimizin dolması, bazen hiç tanımadığımız bir karakterin kararlarını savunur hâle gelmemiz demek. İşte anlatacağım hikâye, bu kelimenin sözlükten çıkıp kalbe doğru yürüyüşü.

Mert: Çözüm Arayan Bir Zihnin Hikâyesi

Mert, her zaman plan yapan, bir sorunu gördüğü anda çözüm yollarını sıralayan biriydi. Hayat ona göre bir satranç tahtasıydı; her hamlenin bir karşılığı, her duygunun bile mantıklı bir açıklaması olmalıydı. İş yerinde bir kriz çıktığında herkes paniklerken o, sessizce not alır, seçenekleri değerlendirirdi. “Sorun varsa çözüm de vardır,” derdi sık sık.

Ama Mert’in gözden kaçırdığı bir şey vardı: İnsanlar her zaman çözüm istemezdi. Bazen sadece anlaşılmak, hissedilmek isterlerdi. O bunu fark ettiğinde, iş işten geçmiş gibi hissederdi. Çünkü onun dünyasında empati, çoğu zaman verimsiz bir detay gibi dururdu.

Elif: Dinleyen ve Hisseden Bir Kalbin Yolculuğu

Elif ise Mert’in tam tersiydi. Birinin sesi titrediğinde bunu hemen fark eder, kelimelerin arasındaki boşlukları dinlerdi. Onun için ilişkiler, çözülmesi gereken problemler değil, içinde yaşanması gereken süreçlerdi. Bir arkadaşının derdini dinlerken çözüm sunmaz, sadece yanında olurdu. “Buradayım,” demek onun için çoğu zaman yeterliydi.

Elif, insanların hikâyelerine kolayca dâhil olurdu. Bir film izlerken ağlar, bir roman okurken karakterlerle konuşur gibi hissederdi. Aslında bu, onun en güçlü yanıydı ama aynı zamanda en büyük kırılganlığıydı. Çünkü her hikâyede biraz kendini kaybediyordu.

Bir Masada Kesişen İki Dünya

Mert ve Elif bir akşam aynı masada oturduklarında, konu dönüp dolaşıp hayata geldi. Mert, yaşadığı bir problemi anlatırken çözüm yolunu da kendi kendine çizdi. Elif ise onu dinlerken yüzündeki yorgunluğu fark etti. “Çok yorulmuş görünüyorsun,” dedi sadece.

Mert duraksadı. İlk kez biri, anlattığı sorundan çok, onun hâline odaklanmıştı. O an fark etmeden Elif’le özdeşmeye başladı. Kendi içinde bastırdığı yorgunluğu, Elif’in cümlesinde buldu. Elif de Mert’in kararlılığında, kendi dağınık duygularına bir düzen arzusunu gördü. İkisi de birbirlerinde kendilerinden bir parça buldu.

Özdeşmenin Sessiz Gücü

Özdeşmek, işte tam da bu anda oldu. Ne büyük bir itiraf, ne dramatik bir sahne… Sadece iki insanın, birbirinin iç dünyasına küçük bir pencere açması. Mert, her şeyin çözülmek zorunda olmadığını; Elif ise her duygunun içinde kaybolmanın şart olmadığını fark etti.

Bu hikâyede erkeklerin daha çözüm odaklı ve stratejik, kadınların ise daha empatik ve ilişkisel yaklaşımlar sergilediğini görmek mümkün. Ama asıl mesele bu farklar değil. Asıl mesele, bu farklar sayesinde birbirimize ayna tutabilmemiz. Özdeşmek, karşımızdakini kendimiz gibi yapmak değil; kendimizde olanı onda fark edebilmek.

Forumdaşlara Bir Davet

Bu hikâyeyi paylaşmamın sebebi, belki sizin de bir yerde Mert olduğunuzu ya da Elif’e benzediğinizi hissetmenizdir. Belki bir filmde, bir kitapta ya da burada okuduğunuz bir yorumda kendinizle özdeştiğiniz anlar olmuştur. O anlar, bizi yalnızlıktan çıkarıp görünmez bağlarla birbirimize bağlar.

Siz hiç bir kelimeyle, bir insanla ya da bir hikâyeyle özdeştiğinizi fark ettiniz mi? Yorumlarda kendi deneyiminizi paylaşmanız, bu hikâyeyi tamamlayacak en güzel parça olur. Çünkü bazı hikâyeler, ancak paylaşıldıkça anlam kazanır.
 
Üst